Vodafone kendi ayağına mı sıktı?

Geçtiğimiz hafta Perşembe Yalçın Pembecioğlu Bigumigu‘da Vodafone’un graffiti saldırısına uğrayan bilbordlarını paylaşmıştı. O anda bu olayda bir gariplik sezmiştim, ama ancak vaktim oldu, bugün yorum yapabiliyorum.

Ben açıkçası bu gerilla etkinliği tam tersten algılıyorum. Graffiti, sistemi, sistemin sembolü binaları, duvarları, araçları, reklamları tahrip eden, çoğu ülkede suç sayılan, eleştirel ve anarşist bir sanat akımı. Bu durumda Vodafone bilbordları ve mesajı tahrip edilmiş olmuyor mu? Sanki gençler Vodafone’dan memnun değillermiş, sloganlardaki gibi yeterince özgür konuşamıyorlarmış da isyan etmişler. “Vodafone duy sesimizi” gibi bir durum söz konusu…

Artık, bindiği dalı kesmiş mi desem, kendi ayağına sıktı mı desem bilemiyorum…

Ayrıca gençlerin saygısını kazanacak gerilla/viral bir iş yapacaksan, öyle değil Mark Ecko gibi yapacaksın:


Marc Ecko Tagging Air Force One -

Güncelleme, 17 Ocak 2010:

Vodafone’dan yaklaşım değişikliği: Çevir kazı yanmasın…

internet_68x98

Cem Argun.-

Recep İvedik yerine Tosun ile Yabancı Damat; Turkcell’de ne şiş yansın ne kebap

Turkcell’in Recep İvedik serisi kampanyasını buradan en sert şekilde eleştirenlerden biriydim. Burada, burada ve de burada yazmıştım. Bu eleştirilerimi de asla elitist bir yaklaşımla yapmamıştım. Eleştirilerim aslında ne Recep İvedik’e, ne de Şahan Gökbakar’aydı. Sadece, Turkcell gibi “premium” bir markanın kendini bu karakterle özdeşleştirmesini yanlış buluyordum. Turkcell hedef kitlesinin, Recep İvedik’e gişe rekorları kırdırıp, kahkahalarla altına işeyene kadar gülmesi, bence Turkcell’in böyle bir tercih yapması için yeterli değildi.

Neticede, Şahan popüler ve ticari bir iş yapıyor, Türkiye’nin gerçeğini temsilen kıro bir karakter yaratmış. Kırolukları ağır basanlar bu karakterde kendilerini buluyorlar, kıro olmadığını düşünenler ya da diğer bir deyişle bastırılmış kırolar da bu karakterle eğleniyorlar. Bu bastırılmış kıroluk hepimizde farklı oranlarda var. İnkar etmeye de gerek yok. Ancak bunu kabul etmek, sahiplenmek istemiyoruz, büyük çoğunluğumuz bu yanını bastırıyor.

Kanımca, Turkcell Recep İvedik’i markasına yapıştırarak, hem kendi hem de hedef kitlesinin içindeki kıroyu dışarı çıkartarak, markasını kırılganlaştırmıştı.

Amacım elbette “Recep İvedik 3” arifesinde, bu konuyu tekrar tekrar ısıtıp gündeme getirmek değil. Farkındaysanız, Turkcell bu kez aynı hataya düşmedi. Yeni kampanyasında, 2010 yılının gişe rekorunu kırması kuvvetle muhtemel Recep İvedik karakterini kullanmadı. Evet, yine Şahan Gökbakar’ın “Tosun” ve “Yabancı Damat” karakterleri söz konusu, ama neyse ki bu kez Recep İvedik değil!

Tosun, bu ülkenin büyük çoğunluğunu iyi yanlarıyla temsil ediyor. İyi niyetli, uyanık, kendine güvenen, her şeyi bildiğini sanan, yardımsever, misafirperver, güçlü, dürüst, hayatını sürdürmesine yetecek kadar pratik zekası ve görgüsü olan “sencil” ve harbi Anadolu çocuğu. Her şeyi yanlış yapsın, her türlü salaklığı yapsın kimse Tosun’a kızmaz, kızamaz. Güreşçi eşofmanı ve madalyalarıyla o bizden biri. Örnek bir karakter.

Öte yandan yabancı damat Tommy de biraz benim gibi, Recep İvedik’i eleştirenler gibi, gün geçtikçe bu toplumdan uzaklaştığını, başkalaştığını hisseden, kimi zaman bundan memnun olan, kimi zaman garipseyen “Avrupalı” modernleri temsil ediyor. İyi eğitimli, meslek sahibi, yabancı dil ve diller bilen, görece daha akıllı olduğunu sanan, açık fikirli, problem çözen, sempatik, iyi ve kalburüstü aile çocuğu. Örnek bir karakter.

Kampanyanın kalbindeki “madem kayınço olacağız, kaynaşalım, sana buraları öğreteyim” esprisi ülkenin ayrışmakta olan iki farklı kesimini bu iki örnek karakter etrafında kaynaştırıyor. Farklılıklardan çok benzerlikler ve olumlu yanlar ön plana çıkıyor.

Özetle, bu kez stratejik ve iyi kurgulanmış karakterler etrafında başarılı bir kampanya ortaya çıkmış. Keşke bir de Şubat ayında vizyona Recep İvedik değil, Tosun ile Yabancı Damat girseydi…

Tosun ve Tommy’nin kayınço olmasıyla, Turkcell’de ne şiş yanar ne kebap. Bundan iyisi de Şam’da kayısı.

Cem Argun.-

Turkey has the 3rd most curious online population in the world

On November 17, 2009, at the Google Day in Istanbul, Jack Flanagan (EVP of comScore) presented  some hardcore insight about the role of Turkey in the digital world. This was no surprise to most of us, as ComScore has been publishing impressive news and reports regarding the Turkish market,  for quite some time. (November 11, 2009July 16, 2009 & May 27, 2009.)

Today I was gathering some industry insight for a client, and I reviewed this valuable presentation. It only occurred to me today, that Flanagan’s slides kept a well hidden fact about the Turkish Internet market.

internet_users_15plusonline_searches_by_country_08_2009

State of the Internet: Global Perspectives &
the Role of Turkey in the Digital World

According to comScore’s qSearch data, Turkey, with its 18.9 million home & work Internet users, was globally ranked 13th. This data was excluding the access from the public & shared computers, together which, the extended universe would amount to 28,7 million (26.7 million in May 2009). Being ranked #13 wasn’t so impressive after all, taking into account that Turkey has a large population of 71 million. In another slide, he was comparing the global monthly searches by country. Again, Turkey was ranked #10, with 2.7 billion searches by month, in August 2009. This time, slightly better, but still nothing surprising to justify being one of the most engaged online audiences in the world: Worldwide; #2 in Msn Live Messenger usage; #3 in Facebook users, #4 in watching video clips & surprisingly #1 in Friendfeed traffic’s surpassing even US.

Then suddenly I discovered that when I combine & extrapolate the two slides I would get a completely different picture & ranking: Turkey was now ranked #3 worldwide in “searches per user per month, ahead of US & France, slighltly behind UK & Canada.

Turkey_has_the_3rd_most_curious_online_population_in_the_world

And most of the “adafter” goes to all Turkish advertisers, ad people, media people responsible for lagging way behind the world in digital ad investments, a big chunk goes to Turkish retailers leaving the e-commerce scene to just about 3.5 web properties, some goes to talented creatives who still resist to stay digitally illiterate. You might think that Facebook is just for fun, Messenger is a loss of time, social media is nothing but an ego boost. But you can not deny search. Search is curiosity, search is customer service, search is buying interest, search is comparison, search is everything that made Google. So think again, before it’s too late. This is a revolution! We are #3, we should try harder.

Cem Argun.-

Fotokopi çekti Cafer, geri dönüşüm kutusu getir

Ne zamandır yazacağım, hep unutuyordum. Garanti‘nin WWF Türkiye işbirliğiyle ortaya çıkardığı Çevreci Bonus‘un sinemalardaki “Toprak” adlı, fotokopi temalı animasyon reklamında, “kağıt atıklarının geri dönüşümüyle yılda 80 milyon ağacı kurtarabilirsiniz” mesajı için neden fotokopi israfını video unsuru olarak seçtiğini anlamak güç. Zira reklamın bıraktığı izlenim şu: Geri dönüşüme kadar saçma sapan gereksiz fotokopi çekmeyerek yılda 100 milyon ağacı kurtarabilirsiniz. Geri dönüşüme de, kağıt toplamaya da gerek kalmaz.” İsrafı önlemeyi öğretmek, herkesin ardından çöpçülük yapmaktan daha doğru değil mi? Karın doyurmak yerine balık tutmayı öğretmemiz gerekmiyor muydu?

Cem Argun.-

Resort & Place Marketing in the Age of Social Media

Social media is playing a major role in accelerating the decision cycle of consumers who patronize [ski] resorts. Rob Katz, CEO of Vail Ski Resorts, Colorado explains the dramatic changes…

This is a must watch video from AdAge for anyone interested in tourism & place marketing, digital marketing and print ad industry.

Yahoo’dan faili belli kıyak, Michael Jackson, pazarlamada sürprizler, aşk ve bağlılık üzerine…

Yeni yılın ilk günü, biraz geç de olsa, AdAge sayesinde Yahoo’nun son projesinden haberdar oldum. 23 Aralık akşamı, Noel arefesinde çalışanlarını San Francisco ve San Jose havalimanlarına gönderen Yahoo, tüm yolcuların ekstra bagaj ücretlerini karşılayarak faili belli, ama son derece şaşırtıcı, beklenmedik ve saygıyla karşılanan bir kıyağa imza atmış. Noelde, kayakları, snowboardları ve türlü ekipmanlarıyla tatile çıkanları; bavul dolusu hediyeyle uzaktaki ailelerini görmeye gidenleri düşünün. Bu müthiş kıyaktan etkilenmemeleri; zamanında Yahoo markasıyla yaşadıkları ve şimdilerde küllenmeye yüz tutan o ateşli aşklarını tekrar anımsamamaları mümkün değil. Sevgili Tunç Kılınç’ın da FMK (Faili Meçhul Kıyak) adıyla bizlerle tanıştırdığı, barış gönüllüsü Anne Herbert’ın taa 1982’de ortaya attığı “random acts of kindness” fenomeni sayesinde… Tek farkı, bunun faili belli: eski aşkımız Yahoo.

Internetin çevirmeli ağ neslini bilen ve modem sesini bilfiil duymuş olanlar bilir, başta Amerikalılar olmak üzere bir çok dünya vatandaşı, 1995-2000 yılları arasında Yahoo ile fırtınalı ama saman alevi gibi kısa bir aşk yaşamıştı. Bu aşk, daha güzel, daha alımlı, daha sevecen, daha işlevsel, daha sürprizli ve daha heyecanlı bir sevgili olan Google’la tanışılana dek sürdü.

Google’a da, Yahoo gibi ilk görüşte aşık olmuştuk. Google’ın farkıysa, bizi her an, her gün, her ürün ve hizmetiyle şaşırtması, kuralları yıkması, yeni kurallar koyması, kendi koyduğu kuralları da yıkmaktan gocunmaması oldu. Google’a aşık olmuştuk, ama bu aşk bir başkaydı. Ateşi, heyecanı bir türlü sönmüyordu. Daha doğrusu, tutkulu fantezileriyle her daim bizi kendine hayran bırakan Google, bu aşkın ateşinin sönmesine asla izin vermedi. Google’a bağlanmıştık. Hem de takım tutar gibi körü körüne… Google aşkımızdı. Eski bir arkadaşım Gün Pulhan’ın, Lovemark kitabına not düştüğü gibi o bizim en yakın dostumuzdu artık. (Google is my best friend.)

Bir çok marka, müşterileriyle böyle seviyeli, tutkulu ve heyecanlı bir ilişki yakalayabilmek , bunun gibi karşılıksız bir bağlılık, coşkulu bir taraftarlık duygusu yaratabilmek için, milyarlarca dolarlık “nafile” reklam, ürün geliştirme ve araştırma geliştirme yatırımı yapıyor.  Google bu büyülü ilişkiyi, neredeyse sıfır reklam yatırımıyla gerçekleştirdi. Google, tam da Seth Godin’in dediği gibi “Free Prize Inside” yani ödülü kendi içinde saklı bir marka olmayı başarmıştı.

Google, Madonna veya Ajda Pekkan ise, Yahoo da Michael Jackson’dı…

Bu hızlı süreçte Yahoo, tıpkı Microsoft gibi, Internetin değişen ve akışkan yapısını kavramakta geç kaldı. Sonunda da geriye, o eski şaşalı dönemlerini arayan bir şirket, küllenmeye yüz tutmuş bir marka, eski bir aşk kalmıştı…

Yahoo sürekli yanlış ilişki ve evliliklere kalkışarak veya pahalı reklam kampanyaları sipariş ederek, bu aşkı tekrar canlandırabileceği hayalini kurdu. Özellikle 80 milyon dolarlık son reklam kampanyası da büyük fiyasko ve hayal kırıklığı olarak kayda geçti.

itsyou1itsyou4

Yine de her şey bu kadar kötü olamazdı. Yahoo’da hala işi bilen “bir kaç iyi adam” kalmış olmalıydı. Hayat öpücüğü, kalp masajı, elektroşok, bir şeyler yapılabilirdi. Michael Jakson’ın “This is it!” projesiyle geri dönmesi gibi…

İşte tam da bu esnada, hatta “It’s Y!ou” fiyaskosuyla eş zamanlı olarak, mütevazı bir sosyal sorumluluk projesi Yahoo For Good kapsamında You In? devreye girdi. Yahoo, tam da Noel zamanı geniş katılımlı bir iyilik, bir kıyak akımı yaratacaktı. Bu projenin tanıtımı için de Noel öncesi Silikon Vadisi yakınlarında iki havalimanında yolcuların bagaj ücretlerini karşılayacaktı. AdAge editörü Nicholas Carlson da, projeyi göz alıcı ve harika diye tanımlayarak çok beğendiğini ifade etmiş. Tek eleştirisi, projenin bu kadar dar kapsamlı tutulmuş olmasına. Carlson çok haklı. Düşünsenize 80 milyon dolarlık başarısız reklam kampanyasının fonunu bu proje için kullansalar ve dünya çapında ses getirecek bir akıma imza atabilseler ne güzel olurmuş. Keşke meşke…

You In? Random Acts of Kindness by Yahoo

Elbette Yahoo’nun DNA’sındaki kanserojen genler baskın gelmiş ve “kıyak projesi” deneysel bir sosyal sorumluluk ve kurumsal iletişim projesi olmaktan öteye gidememiş. Aslında proje o kadar havada kalmış ki, kendisine denk gelmediğinden midir bilinmez, vizyoner Guy Kawasaki bile (!), arkasındaki büyük fikri anlayamamış. Çok iyi bir fikir yarım yamalak ele alındığından, basına ve bloglara yansıması da son derece sınırlı kalmış. Belki bu derece fazla delil bırakmadan, sosyal medyaya fazla yaymadan, gizli saklı yapılması faili meçhul etkisinden faydalanmak içindi…

Michael Jackson’ın “This is It!” provalarını ilaçlarla takviye etmesi ve neticesinde ani bir kalp kriziyle hayata veda etmesini anımsayın. Görkemli bir veda konseri yerine, elimizde hay allah, tüh tüh tüh, keşke ölmeseymiş dediğimiz kolaj bir film (yine de 250 milyon dolar gişesi var), bir pişmanlık DVD’si kalmış oldu. Tıpkı Yahoo gibi. Michael Jackson’la benzer bir kaderi paylaştıklarını söyleyebiliriz.  Allah benzetmesin derler, ama öyle gibi…

TargetYouth olarak 2005 yılında Turkcell’e hizmet verirken, gençlere yönelik geniş kapsamlı bir bağlılık programı stratejisi oluşturmuş ve buna bağlı entegre bir proje ve çeşitli kampanya kurguları hazırlamıştık. Turkcell’in beklentisi de gençlerin kalbini, aşkını, saygısını, bağlılığını kazanmak ve korumaktı. Bu yüzden 2005 yılından kalma bu projeden, gizlilik ve etik açıdan sorun olmayacağını düşündüğüm yedi stratejik slaytlık bir bölümü burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

Projemiz Turkcell nezdinde büyük beğeni ve kabul görmüş, kısmen de hayat bulmuştu, ancak projenin özü ve bunu ateşleyecek esas fikir dipsiz promosyonlar, çekilişler, indirimler, hesapsız ve kopyalanabilir ödül mekanizmalarına yenik düşmüştü. Bu yüzden bir süre sonra Turkcell’den affımızı isteyerek bu karlı ve tatlı projeden çekildik. (Ne ilginçtir ki Turkcell’in yine bu tip bir indirim girdabında denediği, aslında oldukça da yenilikçi “Dıt dıt dıdıt dıt. Turkcelliler Kazanır!“ bağlılık programı, Turkcell’in mobil pazarlamada rekabeti engellediği iddiasında haksız yere gerekçeler arasında yer alarak 36,1 milyon lira ceza almasında rol oynadı.)

Bugün Guy Kawasaki’ye de yazdığım gibi boş beklenti ve vaatler üzerine kurulu, salt edimsel koşullanmayla beslenen bir pazarlama anlayışı, özellikle de bağlılık (sadakat/loyalty) yönetimi anlayışı artık işe yaramıyor. Tüketicilerin bağlılığını hak etmek ve kazanmak için yepyeni bir oyuna ve yepyeni kurallara ihtiyacımız var. Gerek ürün ve hizmetlerimiz, gerekse de  iletişimimizle beklenmedik kıyak ve hoşluklar yaratarak tüketicilerimizi her daim şaşırtmamız gerekiyor. Eşiniz veya sevgilinizle aranızdaki aşkı alevlendirmek için Sevgililer Günü veya doğum günü gibi beklendik anlarda çiçek almanız yetmez. Onu şaşırtmanız gerek. Bunu yapmazsanız yine o beklendik anlardan birinde, hatta belki yıldönümünüzde, bir başkasının çiçeklerini sizinkilere tercih etmesi an meselesidir.

Cem Argun.-

UEFA Euro 2016 Türkiye’nin (mi acaba?)

Türkiye’nin UEFA Euro 2016 adaylığı TFF’nin tanıtım toplantısıyla resmen start almış oldu. Elbette bu tanıtımın en ilgi çeken yanı Türkiye’nin şampiyona adaylığı boyunca ve muhtemelen şampiyona süresince kullanacağı amblem/logotaypı oldu.

Turkey Euro 2016 Logo (1920x1080)

Logoyu beğenenler veya beğenmeyenler olabilir. Logoların, amblemlerin %80′ine ilk bakışta aşık olmayız. Amblemler, logolar, kurumsal kimlikler ilk bakışta aşka değil de, uzun soluklu mantık evliliklerine benzerler. İşlevselliği, doğruluğu ve de görece albenisi, bizi kör eden sübjektif dış güzellikten daha önemlidir. Seçilen ülkenin açıklanmasına 6 ay, şampiyonaya ise 4,5 yıl var. Çok değil 30 gün içinde bu logoyu beğenmeyenlerin çoğu da beğenenler arasına katılır. Bir de seçilirsek o zaman dünyanın gelmiş geçmiş en iyi spor organizasyonu logosu da bu olur. Ödüller bile alır. :)

Turkey Euro 2016 Candidate. TVC 30″

Göbeğinde bir futbol topu olan çok renkli soyut bir lale figürü, sanki futbolda topun kale ağlarıyla buluşmasını, yani bir nevi çiçekli bir golü temsil ediyor. Laleyi oluşturan 8 renk de şampiyonanın düzenleneceği 8 şehrimizi temsil ediyormuş. Güzel işte, milli mesele detaylara fazla takılmayın…

Turkey Euro 2016 Black Logo (1920x1080)

Açıkçası ben de ilk bakışta “yine mi lale!” diye düşünmedim değil. Yine de Fransa ve İtalya’nın adaylık logo ve web sitelerini görünce en iyi hazırlananın biz olduğumuza kanaat getirdim. Daha önce ikişer kez bu şampiyonayı organize etmiş olan İtalya ve Fransa’nın, adaylığa kendilerinden beklenmedik bir amatörlükle yaklaştığı göze çarpıyor. Buna “tuzu kuruluk” diyenler de çıkabilir, UEFA’nın “biz 2016′yı Türkiye’ye (Şenes Bey’e) söz verdik, İtalya ve Fransa göstermelik aday olsunlar, Türkiye’yi seçelim” şeklindeki tavrı olarak da yorumlayanlar çıkabilir. Zaten İsveç ve Norveç’in de finansman bahanesiyle son anda ortak adaylıktan çekilmesi de bu tezi güçlendiriyor.

France Euro 2016 Logo Italia Euro 2016 Logo

Neticede Fransa ve İtalya’ya bakınca, hem logo hem de tanıtım hazırlıkları olarak en profesyonel, en stratejik, üzerinde en çok uğraşılmış adaylık şu anda bizimki gözüküyor. Elbette iş sadece logo ve tanıtımla bitmiyor. Ancak 70 milyonluk Türkiye UEFA için artık gelişmekte olan önemli bir pazar. Fransa ve İtalya çok zengin ancak futbol için doygun pazarlar. Avrupa Futbol Şampiyonası da zaten Olimpiyat düzenlemek gibi komplike alt ve üst yapı yatırımları gerektirmiyor. Hepi topu 9 stad, kaliteli ve zengin konaklama seçenekleri, 8 havalimanı ve Avrupa’nın en iyi milli takımlarını izlemek için can atacak ateşli futbol taraftarları gerek.

Söz hazırlıklarımızdan açılmışken, gelişmeye açık, hatta acilen düzeltilmesi gereken birkaç noktayı belirtmeden geçemeyeceğim:

1. Adaylık tanıtım sitesi euro2016adayiturkiye.com bir yabancı için tanımsız ve oldukça zor bir domain. Sitenin İngilizce dil seçeneği olmasına rağmen yurtdışı kaynaklı arama motorlarından gelen trafiklerde sorun yaratabilir. Oysa en azından euro2016turkey.com domaini alınabilmiş olsaymış, (16 Şubat 2009′da Oto Peksaygılı Ltd. Şti’den Murat Peksaygılı adına alınmış) bunun altında oluşturulacak euro2016turkey.com/candidate domaini İngilizce referanslı belge ve sitelerde kullanılabilirmiş.

2. Yine bu sitedeki sayfa linklerinin, fotoğraf, wallpaper ve logo dosyalarının SEO’su yapılmamış. Dosya adları 12345623abc.jpg şeklinde, resimlerin ALT tagleri de tanımlanmamış. Dolayısıyla aramalarda iyi sonuçlar elde etmek, özellikle Avrupa kaynaklı euro 2016 aramalarını domine etmek bu şekilde çok kolay olmayabilir. Düzeltilmesinde bu gözel bir daha bakılmasında fayda var. Bir de son derece mükemmel hazırlanmış TurkishHospitalityTeam.com video sitesinin linkini de bir an önce ana sitenin İngilizce sayfalarına eklemekte, hatta tüm siteler arası çapraz linkleri kontrol etmekte fayda var.

If no sun, here Ihsan / Turkish Taxi Driver – I from Euro 2016 on Vimeo.

Come try the Turkish viagra from Euro 2016 on Vimeo.

3. Yine bu sitede İngilizce sayfalarda verilen Facebook grubu adresinin linki facebook.com adresine yönleniyor. Oysa Facebook’da Türkiye’nin Euro 2016 adaylığını destekleyen bir çok sayfa ve grup kurulmuş bile. Hangisi resmi grup anlamak mümkün değil. Yine Türkçe sayfalarda doğru adres kullanılmış olsa da bu grubun adı da gosterkendiniturkiye.com (lansman öncesi hazırlanmış site), haliyle facebook grupları içinde “Euro 2016 Turkey” diye aradığınızda bu resmi grup karşınıza çıkmıyor. Yine de Facebook, Friendfeed, Twitter’ın kullanılması bile umut veriyor. Lakin abone ve takipçi sayılarının şu ana kadar patlamış olması lazımdı. Bu şampiyonayı gerçekten istiyorsak hepimiz sosyal medyada desteğimizi göstermekten çekinmemeliyiz.

4. Bir de acele 1920×1080 Full HD duvar kağıtları ekleyin siteye, elinize yapışmaz… Ben beklemedim, pdf’lerden kendi kendime yaptım.

Bu kadar tantana ettiğime bakmayın, çok iyi başladık. Özetle Türkiye Futbol Federasyonu ve futbol Türkiye’yi Turizm Bakanlığı’ndan daha iyi ve doğru tanıtıyor.

Not: Adaylığımızın en zayıf halkasını inşaatı fasılalar ve badirelerle devam eden Türk Telekom Arena olarak görüyorum. Geçenlerde 52.500 kapasiteli bu stadın yaklaşık 10 bin koltuğunun sahayı tam göremediği için UEFA’nın seyirci konforu kriterlerine uymadığı ortaya çıkmıştı. Euro 2016′yı alamazsak, amblemden logodan değil de altında evliya yatırı olduğu da söylenen bu stad yüzünden alamayız. :)

Cem Argun.-

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading ... Loading ...