AdAfter The after word on ads & ad business / Reklamlar ve reklamcılığın ardından…

Misafirperverlik ve Sağduyu Çağrısı

12.18.2011 · Posted in Digital / Social

Cuma günü bir sosyal medya blogunda yayınlanan “Trendyol’un Anlatılmayan Hikâyesi” özel haberinin 1. bölümünü okudum. Ses getiren, dikkat çeken ve provokatif bir yazı olduğunu teslim etmek gerek, ancak Türkiye’nin sosyal medya rehberi iddiasıyla internet yayıncılığı yapan bir site için yazının sübjektifliği ve üslubu birçok kişi gibi beni de rahatsız etti.

Öncelikle belirteyim ki yanlış anlaşılmasın, Demet Mutlu’yla Mart 2010’da Sidar Şahin aracılığıyla tanıştım, beraber bir kahve içtik, hepsi o kadar. Açıkçası bugüne dek Trendyol’dan tek bir alışveriş yapmışlığım dahi yok. Ama ortada bir başarı varsa Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek gerektiğine inanırım. Bu  yüzden yazının yayınlandığı sitede yapıcı eleştirilerimi aşağıdaki yorumla paylaştım:

İlginç bir açıdan feysbukvari bir hikaye ortaya çıkmış. Bu bile Trendyol’un “olduğunun” ispatı. “The Private Shopping” filminin senaryosu hazır. Elbette, her başarılı proje ardında Winklevoss’lar ve Saverin’ler bırakabilir. Lakin Demet Mutlu’dan 40 küsur kez askerlik arkadaşımız gibi Demet diye bahsederken, yazımızı “We tried to reach Ms. Demet Mutlu, unfortunately she was unavailable for comment at the time of press” kalıbının zerafetiyle süslemek daha şık, daha “fashionable” olurmuş. Eminim ki tüm pozitif avantajlarına rağmen, erkek egemen bir iş dünyasında, Demet Mutlu’nun bile bu “zarif” kararları alırken zorlandığı, sıkıldığı anlar olmuştur. Hikayemiz “o dedi bu koduyla” ilgi çekici ve sürükleyici olsa da ana kahramanın bakış açısı olmadan inandırıcılığı ve nesnelliği eksik kalmış. Not: Bu arada kimse kusura bakmasın, Demet ne yaptıysa, helal olsun iyi yapmış, byDede gibi bir markayla bugün Trendyol’un bulunduğu konumda olamayacağı da apaçık ortada. — Cem Argun.-

Son derece ölçülü ve yapıcı olduğunu düşündüğüm yukarıdaki yorumum yazının sahibini oldukça rahatsız etmiş olacak ki garipsediğim bir üslûpla aşağıdaki agresif cevabı kaleme almış:

@ Cem Argun: Şimdi kanal değiştiriyorum abi, senin anlayacağın dilde yazacağım; After reading this stuff about Trendyol, the first joke that everyone thought was “the private shopping-movie” (you can think this as “stating the obvious), even some friends called me and told this, we laughed desperately. So first of all, I want to say to you is “get creative for god’s sake!”. Second thing is, well, there is no easy way to say this but, I’ll just gonna say it anyway, we didn’t try to reach Mrs. Demet Suzan Mutlu Üçok. We actually reached her and talked about all this in two different sessions, as an interview (you’ll read it in second part of this series). But you, as Cem Argun the great, were so eager to slap this kind of thing in the face that you spoiled it big-time! Well, I want ask you this: who’s so fashionable now, huh? Let’s continue to the third one, see, this very manly business relationships in Turkey, of course, can’t give space for women to make preneurs in the way of “grace”. And our hero in the story has a perspective on all this. You’ll see as I said, in the second part of it. The last one, about byDede. As a brand-management-related-person you should know it better, if you have enough money, enthusiasm and consistency, you can even make byHedeHödö a Trendyol. You see, when I first started this website, everyone said that you can’t make it with “.co”, what was “sosyalmedyadotco”? I just waited. And now, with enough money, with the right team, with the right relationships and stand, and of course consistency and transparency, I made this website (with my team of course), the leading website about social media and new ventures. While I’m finishing my comment for yours, I just wanna add a little something to the mix that, I wrote these sentences in a very negative manner, but it has a reason. And the reason is that that you are a brand-person, too. You should know it better when you comment on a website without knowing all the facts and make yourself a fool out of it. Kind regards,

Sosyal medya, dijital pazarlama ve teknoloji yayıncılığı iddiasındaki blog yazarı arkadaşımız kendisinine hiç de yakıştıramadığım magazinci üslubuyla eleştiriyi kişisel boyuta taşımış. Yorumum içinde yabancı yayınlarda haberin tüm taraflarından görüş istendiğinde kullanılan kalıbı tırnak içinde özellikle İngilizce kullanmıştım. Buradaki eleştirel dokundurmadan da alınmış olacak ki hepten İngilizce yanıt yazmış. Ben de Google Translate kullanarak tercüme ettim ki mahçup olmadan layıkıyla yanıt verebileyim:

Trendyol yazısına “The Private Shopping” senaryosu olur demem şaka değildi. Niyeti, tarzı, üslubu, sübjektif bakış açısıyla yazıda açıkça buna yeltenildiği hissi bende ağır bastı. Benim tespitim olsa olsa yazarın da dediği gibi malumun ilanıdır. Yazar bana orijinal bir şey bul, “get creative for god’s sake” diyerek küçümsediğini düşünüyor. Canı sağolsun. Hem, hâşâ ülkemizde yaratıcılık Allah’a mahsus, hem de sunulduğu şekliyle dedikodu niteliğine bürünmüş bir yazı için yaratıcı olmamızı gerektiren bir durum yok. Malumu ortaya koyan yazarın bakış açısısıdır.

“Hikayenin iki tarafını da eşzamanlı ve dengeli sunmak gerek”

İkinci olarak yazarımız, beni adeta tekzip ederek Demet Mutlu’yla da röportaj yaptığını, kibar versiyonuyla sabredip ikinci bölümü bekleyemediğimi söylemiş. Halbuki yazının okumuş olduğumuz birinci bölümünde bir not olarak bunu belirtmediği gibi, gazetecilik etiği gereği, bu bölümdeki iddialarla ilgili Demet Mutlu’nun görüşlerini paralel bir akışla vermesinin daha yerinde olacağını da göz ardı etmiş. Bilakis sık sık daha önce gazetelerde yayınlanan röportajlardaki beyanlara atıfta bulunulmuş. Karşı tarafın görüşünü sonraki bölümlere saklamaya kalkmak benim anlayışıma göre magazinciliktir, senaryoculuktur, az sonracılıktır, sorumlu bir mesleki yayıncılık anlayışına sığmaz. Yazarın bu yanlış tercihini yine son derece “unfashionable” ve saldırgan bir üslûpla örtbas etmeye çalışması ise talihsizlik olmuş. Yazıda belirtilen her şey harfien gerçek olsa dahi, -ki olabilir- yazının sunuş şekli ve yazarının lütfedip sitesine yoruma gelen misafire saldırgan tavırlarla had bildirmeye kalkışması inandırıcılığını zedeliyor. İster istemez Saverinler, Winklevosslar aklına geliyor insanın…

Neyse ki yazarla hemfikir olduğumuz bir nokta da çıkmış. Her şeye rağmen Demet Mutlu’nun erkek egemen iş dünyasının tüm ayrımcılığına karşı zerafetini bozmadan sert kararlar alabilen güçlü bir lider portesi çizdiği. Senaryoda ikinci bölüme bırakılmış ama olsun varsın…

byDede? Ciddi olamazsın…

Gelelim byDede konusuna. 20 yıllık reklam ve pazarlama tecrübeme dayanarak söylemeliyim ki, 300.000 doların tamamını tanıtıma yatırsan -ki eminim Trendyol yatırımının iletişim/tanıtım kısmı marjinaldir- ne byDede’den, ne de öyle HedeHödö’den Trendyol gibi bir moda markası çıkaramazsınız. Trendyol’un başarısının azımsanmayacak bir kısmı da doğru marka isiminde yatıyor. Diğerlerinden de marka çıkmaz mı, çıkar elbet, ama Trendyol gibi zarif ve “fashionable” olmaz. Olsa olsa FSM1453 Mahmutpaşa sendromu olur. İyi kotarılmamış bir marka ismi aklınıza gelen diğer özel alışveriş veya fırsat sitesi markaları gibi zorlama algılanır ve üzerinize yapışan bu algıdan kolay kolay kurtulamazsınız. Dolayısıyla hikayemizin Sean Parker’ı Sidar Şahin Demet Mutlu’nun kulağına eğilip “Dede’yi salla, Trendyol olsun” demediyse bu konuda da krediyi girişim sahibine teslim etmek gerek.

Konu dışı bir örnekle kendi girişimin başarısına da değinmeyi tercih eden yazar arkadaşımıza işin daha başında “nokta co” tutmaz diyen uzmanların iş bilmezliği ise tamamen o uzmanları bağlar. Arama motoru egemen internette zamanında Del.icio.us’ların açtığı yolda, noktadan sonraki uzantı teferruattır. Alışılmadık bir uzantıyı rahatlıkla markanızın bileşeni olarak kullanabilirsiniz, hiç sorun değil. Marka olursunuz olmasına, lakin sürdürülebilirlik için bol bol saygı, tutarlılık, samimiyet, sağduyu ve bir tutam da dostluğa ihtiyacınız olacağını asla unutmayın.

Son olarak yazar arkadaşımız cevabını kasten negatif yazdığını, zira bir web sitesine konunun tüm boyutlarına hakim olmadan yorum yapmanın ahmaklık olacağını ifade etmiş. Konunun tüm boyutlarını yazısında nesnel ve adil bir bakış açısıyla okura yansıtamayan bir yazarın, kendisine daha ziyade şekil ve usul bakımından getirilen yapıcı eleştirilere pek de şekilli olmayan bir yanıt vermesini ben ahmaklık olarak tanımlamaktan çekinirim.

Kişisel bir blog yazmakla kurumsal çerçevede gazetecilik veya yayıncılık yapmak arasında ince bir çizgi var. Diğer tarafa geçerken sorumluluklarınız ağırlaşıyor, her zaman donanımlı ve temkinli olmanızda fayda var. Verdiğiniz eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin ticari boyutunun araştırmacı gazeteci kimliğinizle çıkar çatışmasına yol açacağını düşünenler dahi çıkabilir. Buna da mahal vermemek lazım.

Let’s be kind & rewind. Shall we?

Eminim kendisi de yazısını ve yorumuma cevabını sakin kafayla bir kez daha okuduğunda maksadını aştığını anlayacaktır. Birbirimizin fikirlerine iştirak etmeyebiliriz, birbirimizi kırmadan, çirkinleşmeden, medeni şekilde eleştirebildiğimiz sürece ben tartışmadan kaçmam. Her şeye rağmen dostluk elimi de uzatırım, havada kalmayacağını, bu tatsızlıktan hoş bir sohbet doğacağını ümit ederek.

 

Cem Argun.-

 

No related posts.

Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

Leave a Reply

Switch to our mobile site