Televizyonu var, reklamı olmasın mı?
Yazarın Uyarısı: Reklamcılıktan yola çıkarak politika ve sosyolojiye dokunan bir yazı oldu. Bunu bilerek okuyun.
Marketing Türkiye’yi cesaretinden dolayı kutluyorum. Pandoranın kutusunu açmışlar. Uzun zamandır ana gündem oluşturabilecek bir iç haber çıkaramıyorlardı. 1 Şubat sayısında Kürtçe reklam olasılığına fazlasıyla değinmişler. Hatta Hürriyet’de haber olunca pek sevinmişler. Ama “Dor Dora Reklamên Kurdîye” (Sahne sırası Kürtçe reklamların) başlığını kapağa taşıyacak kadar da cesaret göstermemişler. İçerideki yazının başlığı yapmışlar.
Hürriyet gazetesinin logosunun yanındaki Simavi’den miras “Türkiye Türklerindir” yazısı anlamsızdı, her geçen gün daha da anlamsızlaşıyor.Türkiye Türklerinse, Kürtlerin Kürdistan istemesini nasıl engelleriz? Bir ulusu ulus yapan şeylerden biri dil, diğeri kültür değil miydi? Kürtler 30 yıl kan dökülmesini sağlayarak bunları elde ettiler. Bununla yetinmek yerine, bir 30 yıl daha savaşıp, toprak ve tam bağımsızlık elde etme uğruna cesaretlendiklerini düşünüyorum. Basit bir davranışbilim tespiti. Baksanıza daha şimdiden PKK ve DTP TRT6′yı protesto ediyor.
İlkokulda 5 yıl her sabah, yaklaşık toplam 900 kez güne “Türküm, doğruyum, çalışkanım” söyleyerek başlayan bir jenerasyon için kabullenmesi oldukça zor bir durum. Kürtçe televizyona Türkçe reklam vermek abes kaçacağı için aslında normal karşılamak gerek. Lakin 37 yıllık hayatımın 30 yılı taraf olduğum ve olmak zorunda hissettiğim terör haberlerini okumak ve üzülmekle geçti. Sadece “Türk ve Türkiye” için koşullanmışken, zihnimizdeki tabular öyle kolay yıkılmıyor. PC paltformundaki Windows üstüne, MacOS kurmaya çalışmak gibi, biraz beyhude bir çaba.
Üstelik bir de söz konusu dünyanın ve de ülkenin en tutucu sektörü “reklamcılık” olunca işler daha da zorlaşıyor. Ülkenin %47′si malesef türbana oy vermişken reklamlarında hala türban kullan(a)mayan, buna çaresizce direnen sektörümüz bakalım Kürtçe reklam için ilk olma cesaret veya cüretini gösterebilecek mi? Gerçi Radikal Gazetesi cevval davranıp hemen kürtçe bir reklam hazırlatmış bekliyor, ama bunu ilk takip eden bir Amerikan markası mı olacak? Sonra meydanlarda o marka boykot mu edilecek? Bu tartışmanın devamında elbette Diyarbakır merkezli etnik pazarlama ve reklam ajansları türeyecek. Hal böyle olunca bunları yadırgamak için çok geç kaldık.
Bu yolun sonu artık nereye kadar gider bilemiyorum, zira bölgede 30 yılllık ister “düşük yoğunluklu” deyin, ister “iç” deyin, savaşın körüklediği ve bugün siyasi ve demokratik açılımlarla önlenemeyecek kadar güçlü bir etnik bilinçlenme söz konusu. Bizim taraftan sivil, asker, bebek 12.774 şehit. Öte taraftan 30.000 kayıp. Muhtemelen %95′i Türk vatandaşı. Nüfusun kartopu etkisiyle bugün kaba bir hesapla en az 1 milyon kişiyi doğrudan, 5 milyon kişiyi ikinci dereceden, 70 milyonu da dolaylı olarak kahreden bir gerçekle karşı karşıyayız. Her iki taraf da kabullenmesi zor kayıplar verdi. Bu kan dökülmeseydi bu açılımları kabullenir miydik? Bugün Kürtçe reklam konuşuyor olabilir miydik? Dünya tarihinde kan dökmeden etnik kimliğini, dilini ve bağımsızlığını kazanan bir “millet” ben bilmiyorum.
Marketing Türkiye, malesef terörle beslenen bu etnik mücadeleyi, Amerika’da siyahların tamamen demokratik imkanlarla gerçekleştirdikleri ırk mücadelesiyle karıştırarak “kardinal” bir hata yapıyor:
[...Devrim günlerinden geçiyoruz... Dünyanın birçok bölgesinde daha birkaç yıl öncesine kadar "tabu" olarak görülen "imkânsızlık simgeleri" bir bir yıkılıyor. Bir dönem derisinin renginden dolayı Amerika'da ikinci sınıf olarak görülen siyahî vatandaşlardan biri bugün ülkenin en tepesine, Beyaz Saray'a kurulmuş durumda. Buna benzer bir devrimin Türkiye'deki adı ise TRT Şeş...]
Marketing Türkiye
Siyahlar haklarını kan dökmeden, sabırla bekleyerek ve insan gibi mücadele ederek elde ettiler. Lakin siyahlar Amerika’da ırk temelli değil de etnik temelli siyah müslüman bir devlet kurmaya kalksalardı durum ne olurdu siz düşünün. Bunu engelleyen dinamiklerden biri kilise ve siyah nüfusun etkin bir şekilde hıristiyanlaştırılması, diğeri de Amerikan İç Savaşı ve Kuzey’in bu savaşı kazanması, yine İngiltere’nin desteklediği Güney’in kaybetmesidir. Oysa kürtler benim ülkemde asla sırf Kürt oldukları için kölelik yapmadılar, otobüste arka sıraya oturtulmadılar, restoranlara girişleri engellenmedi. Evet, ülkemin en yoksul bölgesinde kümelenmişlerdi, toprak reformunu gerçekleştiremeyen bir devrimin sancılarını çektiler. İstanbul’a geldiler, başımızın üstünde yer verdik. Belki ağaların tahakkümünde kendilerini köle gibi hissettiler. Ama bu mücadeleyi sabırsız ve anlamsızca savaşa ve katliama dönüştürerek büyük bir fırsat teptiler.
İngiliz BBC televizyonu sözde tarafsız ve bağımsız olan, dünyanın en iki yüzlü devletinin en iki yüzlü yayın kuruluşu. Özellikle araştırdım 2005 öncesi tüm BBC arşivlerinde, İngiltere hala IRA terörüyle çalkalanırken, IRA, Hamas ve ETA için “terör, terörist, terör örgütü” referansları kullanılıyor. Nedense 2005 yılında IRA terörü mucizevi bir şekilde sona erince BBC tarafsız bir melek kisvesine bürünüyor ve tüm terör örgütlerini “paramiliter” ve “rebel” olarak tanımlamaya başlıyor. Çin, Hindistan ve Afrika’yı sömüren, kara derili insanlarını köle olarak satan sanki biziz. Ortadoğu’yu petrol için karıştıran, sınırlarını cetvelle çizen, kabile reislerinden sanal krallıklar yaratan sanki biziz. Aynı BBC bugün Gazze’ye insani yardım filmlerini tarafsızlığımız bozulur diye yayınlamıyor. Sanki Hamas reklamı yayınlasın istiyorlar. [Gerçi ben yardım reklamını görmedim ama içeriği Kızılay'ın billbord reklamı (gözyaşları bomba olan kız) gibi politikse yayınlanmasında sakınca olabilir.]
Bu savaşın başlaması ve sürmesi için oluk oluk kaynak akıtan iki yüzlü dış güçler olduğu kadar, bu tuzağa düşen iki yüzlü vatandaşlar, saf ve vizyonsuz iç güçler de var. Uzun metrajlı bu acıklı filmin son sahnelerine yaklaşıyoruz. Mutlu sonla biteceğini sanmıyorum. Hatta “sağlam gişe yaptığı” için yapımcılar daha acıklı ve daha kanlı bir devam filmi de çekebilir. Bu yüzden her ne kadar mantığım Kürtçe yayın yapan devletin televizyon kanalında Kürtçe reklamı kabul edebiliyorsa da, yüreğim sızım sızım sızlıyor.
Bir akıllı çıksa da “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü Kürtçe’ye çevirse!
No related posts.
Benzer yazı sizi Yet Another Related Posts Eklentisini kullanarak getirdi.

