Te quiero Barcelona!
Ülke ve şehir tanıtımıyla ilgili daha önce Kanada örneğini vermiştim, bu kez gündemimde Avrupa’dan çok başarılı bir örnek var. Woody Allen’ın yeni filmi Vicky Cristina Barcelona‘yı izledim. Hayat üzerine eğlenceli ve düşündürücü bir film, ancak filmin hikayesinden ziyade bizi ilgilendiren konu işin reklam ve iletişim kısmı…
Film tam bir Barselona başyapıtı. Arka planda Katalan kültürü ve Barselona’yla ilgili futbol takımı haricindeki her şeyi mükemmel bir senaryo, kadro ve kurguyla işlemiş. Elbette filmin 2 milyon € civarındaki yapım maliyeti katalan Hükümeti tarafından karşılanmış. Muhtemelen Woody Allen’a da ayrıca bir malikane falan hediye etmişlerdir. Evet, belli ki senaryo Barselona için şekillendirilmiş, bir “product placement” ancak bu kadar hakiki ve uygun olabilirmiş.
Aşk, ihanet, evlilik, şehvet, tabu, romantizm, kavga, kıskançlık, sanat, resim, şiir filmde hepsi var. Filmin, doğal olarak da Barcelona’nın hedef kitlesi kadın, erkek, genç, orta yaşlı, yeni, evli, nişanlı, bekar, kendini arayan, kendini kaybeden, kendini bulmak isteyen, kendini unutmak isteyen, Barselona’da evlenmek, hatta orada boşanmak isteyen zengin Amerikalılar. Ülkelerinde yapmaya cesaret edemeyecekleri her şeyi yapabilecekleri, pişmanlıklarından kaçıp sığınabilecekleri pervasız bir şehir var filmde. Seyredip de oraya gitmek istemeyecek Amerikalı pek çıkmaz. Filmin sinematografisi, kurgusu, müzikleri mükemmel. O eski absürd bunalım Woody Allen filmlerinden de çok farklı.
Dışsesin de varlığıyla 96 dakikalık bir Barselona reklam filmi hissi oldukça baskın hissediliyor. Ama keyifle de izleniyor, çünkü ürünün kendi ve reklamın vaatleri birbiriyle bire bir örtüşüyor, sırıtmıyor. Bir Hollywood filmi, üstelik de bir Woody Allen filmi zengin, demokrat, liberal Los Angeles ve New York’luları şehrinize çekmek için ne kadar da iyi bir fikir. Zamanında bizim için de yapılmış, bir Alan Parker filmi vardı, Orient Express. Biz üstümüze alındıkça büyüyen, tabulaşan, efsaneleşen, bence pek de yalan olmayan sıradan bir filmdi… Meşhur Topkapı ve İstanbul’da geçen bazı James Bond filmlerini de olumlu olarak hatırlayabiliriz elbette.

Filmin en en en sonunda İspanya ve Katalan hükümetlerinin desteği mütevazı bir şekilde belirtilmiş ve teşekkür edilmiş. Bizde olsa filmin başına Türk Bayrağı ve 88. yıl logosu koydurmaya kalkardık.
Beyaz perdenin gücü ortada, akıllı davranıp lehine kullanmayı bileceksin. Yeni yeni biz de farkına varıyoruz galiba. Baksanıza, THY yeni First Class reklam filminde modası geçmiş, piyasası kaçmış Kevin Costner’ı oynatacak. Amerika’da yaptırdığı “Ne mutlu Türküm diyene!” şapkası altında, Kevin Costner’a sorulan soruysa Atatük’ü oynamak ister misiniz? Adamın cevabıysa düşündürücü: “Bir Türk aktörün oynamasının daha uygun olacağını düşünüyorum”. Şapka da , soru da tam bir aşağılık kompleksi örneği. Olmamış, uymamış, hakiki değil, sahici değil. Turist bir ülkeye niye tekrar tekrar gelir? Elbette, önce gezmeye ve görmeye gelir, ama tekrar tekrar gelmesi için kafasında eğlenmek, kaçamak yapmak, yemek, içmek, sevişmek, aşık olmak, özgürce yaşamak olsa gerek.
Cem Argun.-
No related posts.
Benzer yazı sizi Yet Another Related Posts Eklentisini kullanarak getirdi.

