Plaza sünnetçisi Muğla’lı İsmet Dural

İlk bakışta güzel iş, vay be, helal olsun.

Appearences are deceptive.
Objects in the mirror are closer than they appear.

Plaza Sünnetçisi İsmet Dural!

Plaza Sünnetçisi İsmet Dural! AA: Healthy People by Grey, Istanbul CD: Nurcan Yıldız AD: Tarık Akın CW: Erçin Sadıkoğlu, January 2008

Eli fotoşop tutan her tabelacının, ağzı laf yapan her şovmenin reklamcı sayıldığı ülkemde sünnetçinin gerçekten profesyonel reklam hizmeti alması gerçekten ümit verici.

Söz konusu işin yaratıcılığına diyeceğim yok. Sevgili Nurcan Yıldız, Tarık Akın, Erçin Sadıkoğlu alınmasınlar gücenmesinler; ancak nedense önce böyle bir fikir bulunmuş, sonra da en yakın mahalle sünnetçisine çakılmış gibi geliyor. Öyle olmayabilir, feci halde yanılıyor olabilirim, ama bu sektörde 15 yılı aşkın tecrübem beni malesef böyle şüpheci düşünmeye yöneltiyor. 

Web sitesi (http://ismetdural.tr.gg) grafik olarak beğendiğimiz işle uzaktan yakından alakası olmayan sünnetçiyi de arayıp bir hatır sormak lazım. Umarım düşündüklerim doğru değildir de, fesatlık düşünen ve kıskanç biri olduğum ortaya çıkar.

Saksıyı gerçek briflerle ve gerçek pazarlama problemlerini çözmek için çalıştırmak daha etik olmaz mı? İlginç ve yaratıcı fikirlere sanal veya suni markalar yapıştırmak benim gözümde malesef okul projelerinden öteye pek değerli değil.

Yaratıcılık kimsenin tekelinde değil, sünnetçi de gayet güzel sürfüle makası kullanabilir…

Lakin burada yaratıcı olan değil, yaratıcı hizmet almak isteyen sünnetçi. Yaratıcı bir reklam ajansından. Freelance de değil, kurumsal bir iş. Belki konkur da açmıştır da haberimiz olmamıştır. Barter usulü çalışmış olmaları da muhtemel. 

İşi makaraya vurmamın sebebi reklamcı-sünnetçi ilişkisi sık rastlamadığımız bir durum. Bana Archive dergisindeki dövmeci-reklamcı işlerine fazlasıyla öykünülmüş gibi geliyor. Bu şüphelerimi desteklemek için geçerli kanıtlarımız da var. “İstanbullu network ajansla” “Muğlalı sünnetçi” ilişkisi, bu son derece güzel yaratıcı fikrin müşteriden ve briften önce gelmiş olabileceği şüphesini uyandırıyor. Ajans Muğla’lı olsa, iş freelance olsa eyvallah diyeceğim. Muğla’lı sünnetçinin yolu nasıl oldu da Maslak Baby Giz Plaza’ya düştü? Ha bu bir suç mu, asla. Ama bence etik değil.

Ajanslar bunu hep yapar. Nedense ödüllerin ajansın yakıtı olduğuna dair sığ bir anlayışımız var. “Ödül olsun da tenekeden olsun, kim verirse versin”, “işimiz Archive’da orada burada yayınlansın da ne olursa olsun” diye düşünülür. Sanal müşteriler, kurumsal mahalle esnafları, 1.500 tirajlı kuryeyle dağıtılan dergilere verilen reklamlar, müşterinin haberi olmadan, onaylanmayan işlerin parasını bizzat ödeyerek yayınlayanlar… Bunların hepsi daha önce oldu.

 20 yıla yakındır bu sektörle tanışıklığım var, öyle şeyler gördüm ki her şeyin üstüne hemen atlamamak ve ne olursa olsun sorgulamak gerektiğini öğrendim. Ego ve narsizim kadar stoacılık, süphecilik de lazım.

Yanılıyor olabilirim, keşke de yanılsam. Bunu da peşinen söyledim. Ama sazan gibi atlamaktansa bu şekilde tartışarak ve “fikren dövüşerek” yanılmayı tercih ederim. 

Bazı arkadaşlar masum ve zeki bir iş, büyütme dedi. Ama durum sandığımız kadar masum değil.

Yıl 1991, muteber bir ajansta staj yapıyorum. İdealist reklamcı adayıyım. “Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin, o beni genelevde piyanist sanıyor.” jenerasyonu… O zaman internet, e-mail falan yok. Sabah gazetede tam sayfa bir Renault ilanı gördük. Bir fotoğraf. Benzin zamlarından sıkılan bir adam pompayı kafasına dayamış. Bill Bernbach’ın illüstrasyonlu VW ilanının aynısı. 3 farkı Renault, fotoğraf ve Türkiye’de olması. Ajansta (Hayır Bernbach’ın ajansı değil.) infial diz boyu. Bir “side-by-side” karşılaştırma yaptık. Sektörde kim var, kim yok faksladık.

Düşün. Bu fikri yazdığını sanan reklamcı, çizdiğini sanan reklamcı, sattığını sanan reklamcı, onaylayan da reklamveren. Ben o gün masumiyetimi kaybettim, sonra tekrar tekrar kaybettim. hala da kaybetmeyedevam ediyorum. Birilerinin her ne pahasına olursa olsun savcı olması, iddia makamı olması gerek. Birilerinin biraz anarşist olması lazım. Şüpheci düşünmesi, davranması lazım ki herkes aynı şeyi yapmasın, yapamasın, yapmaya çekinsin.

Evet, yaratıcılık kırılgandır. Ama ajansın içinde mutlaka kalite kontrolü yapılmalı. Yaratıcı kırılganlıklar ajans içinde çözülmeli. Standartlarımızı yüksek tutmalıyız. Mümkünse, ancak güçlü, orijinal, etik, özgün fikirler ajans dışına çıkıp hayat bulmalı. Bulduğumuz fikrin, sattığımız işin namusundan biz sorumlu olmalıyız. Bu sünnetçi işi özelinde haksız da olabilirim. Haklıysam gerçekten üzüleceğim ama sorumluluk bu işin künyesindeki arkadaşlardan ziyade tepedekilerin olmalı.

Ödül, para, şan, şöhret. Bunların olduğu yerde masumiyet olmaz, masumiyet aranmaz. Yaratıcılık taammüden yapılan birşeydir. Birisini ajans yöneticisi, kreatif direktör yapmak eline kalaşnikof verip alışveriş merkezine salmak gibidir.

Ve tüm bunların gerçek sorumlusu bence içimizde gem vuramadığımız yaratıcı ancak vahşi egodur. Zaman zaman egomuzu biraz törpülememiz, biz yapamıyorsak birilerine törpületmemiz lazım. Fazlası zarar, azı karar.

Cem Argun.-

No related posts.

Benzer yazı sizi Yet Another Related Posts Eklentisini kullanarak getirdi.

Leave a Reply